| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )
Image Hosted by ImageShack.us Sağ klikle

Kardemin Diyari

Pps Video Sesli Şiir Fıkra Aşk Hikayesi Gizem ve Kıssadan Hisse Sesli Çocuk Masalları Oyun İndir Sağlık Radyo Tiyatrosu Biyografiler Spor Haber

Yazılar
 

Annemi Hatırlıyorum - Casper_m

2295296435_6c741a28de  

Annemi hatırlıyorum,
Dar vakitli, kurşun renkli ikindilerinde Emirgân'ın,
akşamı beklerken....
Oturma odamız sıcacık. "Şakir Zümre" sobasında, korlar çıtır, çıtır,
üstünde mavi porselen demlikli çaydanlık.Yeşil gözlü "Philips" radyoda saba faslı,
Ud'la ara taksimi; Şerif İçli'den...

Annemi hatırlıyorum,
İkinci kattaki misafir odamızın şahnişinde, pencerye dayanmış,
Siyah sürmeli elâ gözleri,
Mor salkımlı akasyalara dalmış...
Akasyaların ardında Kanlıca uzakta,
akşam güneşine boyanmış...
Annem, o güzel, ahenkli sesiyle, usulünce,
Eski bir şarkıyı söylemeye başlamış;
"Kırdın ümmidimi, yıktın şu gönül lânesini,
Dil unutmaz ölür amma, yine bir tanesini..."
Kaç kez gördüm onu böyle,
Şarkılara sarılıp, gizli, gizli ağlarken....

Annemi hatırlıyorum,
Kahve rengi kalın yapraklarının kenarları fistolu bir albüme
Hapsettiği gençlik yıllarında,
henüz on beş yaşındayken...
Sağ dizinde bir "zenne ud'u",
Mızrap yakışmış yumuk eline,
Düzgün kaşları, gür perçemin altında gizlenmiş,
Üzerinde, "krep dö şin" den alfranga, kolsuz,
Epey kısa etekli bir elbise,
Yeni yetme kurumu, azametiyle,
"Foto Sadi"nin objektifine çalım satarken...

Annemi hatırlıyorum,
Taksim Meydanı'ndan, Tarla Başı'na açılan köşede,
1957-58 lerde yıkılan "Kristal Gazinosu"nda,
Selahaddin Pınar'lı, Ahmet Yatman'lı,
Necati Tokyay'lı bir sahnede,
Hamiyet Yüceses'i, Perihan Altındağ Sözeri'yi,
Ahmet Üstün'ü dinlerken...

Annemi hatırlıyorum,
Sene 1958, mevsim yaz, ilk okul ikinci sınıfa geçmişim,
Gözümde , nefret ettiğim , miyop gözlüklerim.
"pekiyi"lerle dolu karnem
ve kırmızı satenden "başarı" kurdelam, gözbebeğim,
Annemin göz bebeğinde ben,
Örgülerinde kolalı beyaz fiyonklar danseden
siyah saçlarımı okşarken....

Annemi hatırlıyorum…
Sokakta oynamama izin vermezdi asla.
Komşu çocukların seslerini duydukça,
Gidip, gelip yalvarırdım da, kimin umurunda...
Biraz da onun korkusuyla derslerimi hiç aksatmazdım ama,
Ve ille de şarkıları duymalıydım yanı başımda...
İlle de radyo açık olmalıydı çalışırken…

Ödevler bitince,(çocuk romanları külliyatında okunacak bir şey bırakmadığımdan)
Ya boyumdan büyük romanlara sardırırdım,
Ya da gömerdim burnumu,
Annemin tiryakisi olduğu "Radyo Haftası" dergilerinin sayfalarına
Ve zor hecelediğim, anlamını bilmediğim şarkı güftelerini ezber ederdim de,,
Sonra, pek sevinirdim o şarkıları radyoda duydukça,
Annemle birlikte söylemeye çabalarken….

Annemi hatırlıyorum…
Çok az kalmıştı okulların tatil olmasına.
Taş sofamızda bir boy aynası vardı.
Bir gün,
Aynanın karşısında ben, pür eda,
Elimde uzun saplı bir tahta kaşık, mikrofonum güya,
Hamiyet Hanımdan sahnede pek çok dinlediğim bir şarkıyı ,
Yırtınarak söylüyorum, O'na benzeterek aklımca...
"Bakmıyor çeşmi siyah feryade,
yetiş ey gamze , yetiş imdade."
Buraya kadar pek ala beceriyorum da,
"meyan" a gelince, ne çare elden gidiyor fiyaka.
Durur muyum,
istifimi bozmadan
soluğu mutfakta alıyorum tahta mikrofonumla,
annemin yanında.....
"Bu şarkının hepsini öğret bana" diyerek,
musallat oluyorum başına...
annemi hatırlıyorum,
bana şarkının meyanını, hevesimi kırmamak adına,
tekrar, tekrar söylerken...
"Gelmiyor hançer-i ebru dade,
Yetiş ey gamze, yetiş imdade."
Şarkının bu kısmında pek güzel bir "gazel" vardır,
Annem onu da söylüyor sonunda.
Can kulağıyla, pür dikkat dinliyorum.
Sonra, annem susuyor, ben söylüyorum.
"olmuyor" diyor, "olmuyor, dikkat et"
olmadığını ben de biliyorum ama,
fazla bir şey gelmiyor elimden.
Annemi hatırlıyorum,
O zoraki konserin sonunda, beceriksizliğimden sabrı taşıp ta,
"Git başımdan" diyerek, beni mutfaktan kovalarken...

Annemi hatırlıyorum,
Emirgan'dan kalkıp yağmurlu bir günde,
İstiklal Caddesinin üzerindeki,
(bu gün yerini iğreti iş yerlerinin doldurduğu )Saray Sinemasında,
Bir "Münir Nureddin Selçuk Konseri"ne yetişirken ...
Salonda birbirinden şık, edepli, saygılı seyirciler,
Sessizce yaslanmışlar koltuklarına,
Herkes, henüz açılmamış ağır kadife perdenin ardındaki sanatkarların İnce akort seslerine kulak kabartmakta...
Nihayet başlıyor konser,
Yerimiz ön sıralarda
o muhteşem musıki başlıyor nihayet
büyük üstad mikrofona çıkarken...

Annemi hatırlıyorum,
Öyle şık, öyle güzel.
Kızıl –kahve saçları dalga, dalga.
Omuzları vatkalı, beli dar, siyah bir rob-manto giymiş,
"Paçikakis"e ısmarlanmış, ince topuklu, siyah süet
iskarpinler var küçük ayaklarında...
nefesini tutarak dinliyor herkes gibi,
nedense yaşlar var göz pınarlarında
Münir Beyin söyldiği o eserlere sessizce iştirak ederken...
arada eğilip kulağıma, dikkatle dinlememi söylüyor
ve saz üstadlarının isimlerini sıralıyor fısıltıyla
ben bütün gayretimle şarkıları su gibi içerken...

Annemi hatırlıyorum,
aklım erip, okumayı söktüğüm günlerde,
özenle sakladığı, sararmış bir gazete göstermişti,
elleri ve sesi titremişti, "Şu resme bak" derken...
"Son Havadis" miydi, "Tercüman" mıydı unuttum,
şaşkınlıkla bağırmıştım, "Aaa...bu sensin anne ! "
gazete 1938 tarihliydi,
resmin çekildiği yer, "Dolmabahçe"
Büyük Ata'mızın cenaze merasiminde,
O'nu son yolculuğuna uğurlarken.
Annemin kucağında, iki buçuk yaşında iken,
Yaratan'a geri verdiği o kıymetlisi,
Yüzünü hiç görmediğim ablam,
Bir göz yaşı ve dua harmanının içinde,
Foto muhabiri dokunmuş deklanşöre
Ve baş sayfada zamanı durdurmuşlardı birlikte...
Yanaklarında sel gibi göz yaşları,
Hıçkıra, hıçkıra ağlarken....

Annemi hatırlıyorum,
aylardan Mayıs, sene 1960, Beyazıt'tayız...
İstanbul Üniversitesinin bahçesinde,
Gençlik heykelinin kaidesine tırmanmışız,
Ortalık mahşer yeri,
Marşlar gökleri sarmış,
" Olur mu böyle olur mu?
Kardeş, kardeşi vurur mu ?"
Annemin bir elinde Türk bayrağı,
Bir elinde ben; "yavru kurt" formalı,
Bileğimden sımsıkı tutmuş,
Dalgalanan kalabalığın omuzlarında bir tabut,
"Turan Emeksiz" al bayrağa sarılmış.
Annemi hatırlıyorum,
Daha iyi görebilmem için beni, kucağına almış.
Bu gün gibi gözlerimdedir hala,
"Emeksiz"in yarasından sızan kanla,
bayrağımız hare, hare ıslanmış...

annemi hatırlıyorum,
çocukluğumun tüm 23 Nisanları, 19 Mayısları,
30 Ağustosları,29 Ekimlerinde Dolmabahçe Stadında,
ya da Vatan Caddesindeki resmi geçitli kutlamalarda,
ben ve mahallemizin gençleri, çocuklarıyla kol, kola,
ellerimize verdiği kağıttan, çıta saplı bayraklarla, en ön saflarda,
harp görmüş toprağına, aşkla sevdiği bayrağına
ölüm pahasına sahip çıkan Mehmetçik'leri,
onca topu, tüfeği,tankı, sancağı bağrına basar gibi,
göz yaşlarıyla,
avuçları patlarcasına alkışlarken....

annemi hatırlıyorum,
huysuz ve çekilmez çirkin ördekliğimde ergenliğimin,
ilk bozgununda yüreğimin,
var''a yok'a isyan edip, çemkirmelerimin ,
ayna karşısında geçirdiğim saatlerimin dayanılmazlığına
"Ya sabır" larla dişini sıkarken...
ve sonunda kendi halimi hatırlıyorum,
hakkımda hiç hayırlı olmayan öfkesi patladığında,
kendime kaçacak bir delik ararken...

Annemi hatırlıyorum,
Mevsim kış, sene 2001...
On yıl geçmiş, sol kolumda iyatarken,
son iki yudum su yunu içip de,
kalkıp Hak'ka yürüyüşünün üzerinden...
yüreğimde, dilimde hala düğüm ,düğüm,
O'na yeterince diyemediğim sevgi sözleri...
Gönlümde , hiç paylaşamadığımız duyguların tortusu....

Annemi hatırlıyorum,
Güz yaprakları gibi topluyorum tüm anıları
Çınaraltı'ndaki çay bahçelerinden...
Her zaman oturduğu masada yağmur damlaları...

Tenha otobüslerden inen eski dostlar,
Aşina selamlar.
O'nu yıllardır, beni doğduğum günden beri tanıyanlar..
Eski günleri yad'ederek,
İçtiğimiz buruk çaylarla yüreklerimizi ısıtıyor,
Sonra vedalaşıp ayrılıyoruz.
Çınaraltı mahzun, "Kanlı kavak" çeşmesi mahzun,
Güvercinler çoktan uyumuş kurşun oluklarda...

Eski eve çıkan yokuşta,
O'nun ve babamın gölgesini görüyorum birden,
Önlerinde sekerek giden ben....

Annemi hatırlıyorum,
Rüzgara karşı yürürken sahilden,
Yüreğimde tarifsiz bir acıyla,
O'nun en sevdiği şarkıyı söylüyorum içimden ,

"Kalbim yine üzgün, seni andım da derinden,
Geçtim yine dün, eski hazan bahçelerinden.."

|^^^^^^^^^^^^^^^^^\ ||\
|__ Emeğe Saygı..._| | |'""|""\___
|_____________ l | | __| __| ___|)
(@!)!(@)"""""**|(@) (@)****|(@)
Etiket :sohbet
Casper_m
09 Mayıs 2008
10:15
Yorumlar :0
 
 
 
 

Soğan Yatağında Çipura


Malzemeler

* Kişi sayısınca çipura balığı
* 2 - 3 adet soğan (4 adet çipura için ideal)
* 1/2 tatlı kaığı kekik
* 2 adet limon
* yeteri kadar Tuz
* yeteri kadar Karabiber
* 3 - 4 adet defne yaprağı
* 1 yemek kaşığı zeytinyağı


Yapılışı

1-Soğanları piyazlık doğrayın, derin bir kaba koyun. Üzerine zeytinyağını, tuzu, karabiberi, defne yaprağını ve kekiği de ekleyip harmanlayın.

2-Temizleyip yıkadığınız çipuraların üzerine bıçak yardımıyla 1 - 2 çizik atın. Soğanlı harcın içine balıkları da koyun, harmanlayın. Aceleniz varsa harmanladıktan hemen sonra pişirebilirsiniz ama içinde 1 - 2 saat kadar bekletmenizi tavsiye ederim.

3-Harçtaki soğanları balığı pişireceğiniz fırın kabına boşaltın ve dibine güzelce ayın. Balıkları da soğanların üzerine dizin. Artık servis yapabilirsiniz.

Afiyet olsun.
|^^^^^^^^^^^^^^^^^\ ||\
|__ Emeğe Saygı..._| | |'""|""\___
|_____________ l | | __| __| ___|)
(@!)!(@)"""""**|(@) (@)****|(@)
Etiket :yemek
Casper_m
08 Mayıs 2008
08:26
Yorumlar :0
 
 
 
 

Yeni Teknolojiler... Yeni Buluşlar...

 
Anahtarı unutma derdine son
Artık anahtarımı unuttum, ah bu kapıyı açmak için gereken şifre neydi derdine son! Sadece parmağınızı göstererek kapınızı açabileceksiniz.Film sahneleri gerçek oldu diyebiliriz. Üstelik 25 tane ayrı parmak izi için hafızası var. Yanılgı ihtimali ise milyonda bir. Fikir çok yeni olmasa da teknoloji oldukça başarılı..
 

Büyüyen Ayakkabılar

Çocukların ayaklarının ne kadar büyüdüğü malum. Ne kadar sık ayakkabı almak gerektiği de. Inchworm isimli bir ayakkabı şirketi 3 numarayı aynı anda kapsayan bir ayakkabı(lar) yapmış.
 

El ısıtıcısı

Soğuk havada dışarıda oturuyorsunuz elleriniz doğal olarak üşüyor. İşte bu eldivenleri USB port'a takarak ellerinizi sıcak tutabiliyorsunuz.
 
El kullanmadan şemsiye
Elinizi kullanmadan taşıyabileceğiniz bir şemsiye. Birkaç kez elim doluyken gerçekten böyle bir şeye ihtiyaç duydum. Mesela eşinizin elini tutuyorsunuz, diğer elinizde çanta. Süper. 
Enteresan bir yatak
Çalışma masanız ve yatağınız. Enteresan değil mi?

Gizli elektrik prizi

Gizli olan priz değil, prize koyduğunuz. Priz görünümündeki bu saklama alanı, değerli eşyaları gizlemek için yapılmış.

Isıtıcılı dağ kıyafeti

3 seviyeli ısıtıcı sunan bu kıyafet sayesinde, soğuk artık problem değil. Pille çalışan bu kıyafetin fiyatı biraz tuzlu ama (600USD) ama ileride soğuğu o kadar da dert etmeyeceğimize iyi bir işaret. Ne gerek var ki, 5 kat giyinirim demiyorsanız, iyi bir alternatif olduğu kesin.

Isıtmalı pantolon

Sizi bilmiyorum ama kış aylarında beni sıkıntıya sokan detaylardan birisi sabah sıcak yorgandan çıkıp buz gibi pantolonu giymek. Bu pantolonda bacaklarınızı ve ellerinizi koruyan ısıtıcıları var. Uzaktan kontrol edebildiğiniz ısı kontrol kumandası işi daha bir kolaylaştırmış.  Harika değil mi?   

Kadınlar için koruma ceketi

 Bayanları saldırılardan korumak için tasarlanmış bir ceket. Hemen elin altındaki kumandayla yönetilen bu ceket, kendisini tutana elektrik şoku veriyor.

Kar topu makinesi

Kartopu yaparken elinizin donmasından mı şikayetçisiniz. Yoksa hayır, ben eldiven kullanıyorum mu diyorsunuz? Peki eldiven kullandığınızda istediğiniz gibi kar toplarını şekillendirebiliyor musunuz? Eğer hem ellerim donmasın, hem de havada istediğim gibi dağılmadan giden kar topları yapmak isterim derseniz, bu alet tam size göre. Dondurma kaşığına benzeyen bu alet, hem çok sıkı hem de çok düzgün kar topları yapmanıza imkan veriyor.

Katlanabilir mangal

 
Kaydıraklı bina
Kendini temizleyen kıyafetler
Amerikan ordusu için geliştirilmiş. Haftalarca yıkamanıza gerek olmayan özel bir kumaş. Bekarlar için iyi haber.
 

Kıyafetleri giymeden deneyin

New York'taki Bloomingdales dükkanında yeni bir teknoloji test ediliyor. Müşteriler aynanın önüne geçip istedikleri giysinin üzerlerinde nasıl durduğunu görebiliyorlar. Kıyafet denemeyi bir ölçüde hızlandıracak bu uygulama, 3 boyutlu kıyafet görsellerini ayna benzeri bir ekrana yansıtıyor, karşısına geçenler kıyafeti giymiş gibi kendilerini görüntüleyebiliyorlar.

 

Koltuklu alışveriş sepeti

İşten çıktınız çok yorgunsunuz, süpermarkete gidip alışveriş yapmanız gerekli. Yapmanız gereken tek şey bu alışveriş sepetinden edinmek. Neden mi? Resimde de görüldüğü gibi yorulduğunuzda oturup dinlenebiliyorsunuz...Tembel alışveriş severler için.
Kurabiye bardağı
Hem kahveyi hem kurabiyeyi bir arada taşımak için yapılmış olmalı. Eğlenceli.
Kurşun geçirmez ceket
Kurşun geçirmez ceket dendiğinde aklıma hep polislerin giydiği o kalın kıyafetler gelirdi. Fakat görünüşe göre artık bu kadar kaba ve hantal şeylere gerek yok. Bir çok bilim-kurgu filmi de gelişmelerin bu şekilde olacağını sanırım düşünememiş. Bu ceket, kurşun geçirmiyor, bıçaklanmayı önlüyor ve sadece 3 kilo.

Makyaj gözlüğü

Çünkü gözlük gözünüzdeyken makyaj yapamazsınız, çıkardığınızda ise göremediğinizden yine makyaj yapamazsınız. Bu gözlük harika bir çözüm. İki gözünüz aynı numara olmasa bile, gözlüksüz yapmaktan daha iyi bir netice alınacağı kesin.

Parlayan Golf Topu

24 saat golf oynamak isteyenler için.

 

Serinleme Zamanı

Kışın USB ile elimizi, ayağımızı sıcak tutan eldiven ve terlikler, kahvemizi ısıtan kupalardan sonra, işte asıl bu mevsimde gerekli olan bir ürün daha. Bu fanlı gömlek , USB 'den aldığı güçle fanı çalıştırıp sizi serinletiyor. Peki " benim USB takacak bir yerim yok ben bunu yolda yürürken de takacağım " diyorsanız o zaman dört adet kalem pil işinize yarayabilir. Tek sorun, çıkan ses ve gömleğinizin biraz kabarık durması olacaktır. 

Ses Geçirmeyen Pencereler

Çift camlar, pimapen, isocam,... vs yeni değil. Bu camlar standart camlara göre hem ısıyı daha iyi koruyorlar hem de sesi daha az geçiriyorlar. Sesin gelmesinin nedeni camın ince olmasından çok, camın titreyen bir yapısı olması. Sesi durdurmanın yolu, araştırmacılara göre, titreşimi önlemek. Bunun için yapılan bir çalışmada camın esnek olması sağlanmış. Eklenmiş özel parçalar sayesinde cam esneyerek titreşimi yani sesi önlüyormuş. bu parçaların transparanlaştırılması için çalışmalar devam ediyormuş ve görünen o ki 5 yıl içinde satışa çıkması öngörülüyormuş.

 

Sihirli Mum

Japonlar, her şeyin teknolojisini geliştire dursun, bizler uzaktan da olsa takip etmekten ve hayret etmekten geri kalmıyoruz. Şimdi de LCD mum geliştirmişler. Yapmanız gereken sıradan bir mum yakmakla aynı, tabiiki özel bir kibritle ...

 
Tekerlekli sandalye kullananlar için araba 
Tekerlekli sandalye kullanan insanların arabaya tek başlarlına binmesi çok zordur. Kendilerini sandalyeden kaldırarak yan tarafa atmaları gerekir. Sitenin dilinden tam olarak bu arabanın ne özellikleri olduğunu anlamak zor fakat pratik bir araç gibi görünüyor. Üstelik sevimli  

Telefon açan bitkiler

NYU Üniversitesi'nin üzerinde çalıştığı çalışma, bitkilerin sahiplerini aramasına izin veriyor. Bitkiniz susuz kaldığında bunu belirlenmiş bir numarayı arayarak size haber veriyor. Belirlenmiş ses dosyası size dinletiliyor ve gelişmelerden haberiniz oluyor. Aslında çok basit olabilecek bu fikir, canlı ama konuşamayan bitkileri anlamak için oldukça enteresan bir yöntem.

Uçak geliyor, açın ağzınızı

Çocukken anneannem beni uçak geliyor deyip kandırıp yedirmeye çalışırdı, hatırlıyorum. Ya da çok anlatıldı hatırladığımı sanıyorum. Daha inandırıcı bir yol bu olsa gerek.

Uykuyu algılayan araba

Mercedez Benz, sürücünün uykusunu algılayan arabalar üretmeyi planlıyor. Geliştirme aşamasında. Uykuyu algılayınca ne oluyor diyorsanız, uykusuzluğu gidermenin tek yolu hala uyumak. 
VeinViewer - Damar bulucu
Kan alırken yaşanan en büyük sıkıntı damarı bulamamaktır. Hemşirelerin en büyük sıkıntılarından birisi olan damar bulma işlemi için artık tehlikesiz bir yöntem var. Özel bir ışıkla damarların nerede olduğu hastayı delmeden görebilmek artık mümkün.
|^^^^^^^^^^^^^^^^^\ ||\
|__ Emeğe Saygı..._| | |'""|""\___
|_____________ l | | __| __| ___|)
(@!)!(@)"""""**|(@) (@)****|(@)
Etiket :teknoloji
Casper_m
07 Mayıs 2008
17:25
Yorumlar :2
 
 
 
 

Merdivenin Altından Geçmek Neden Uğursuzluk Sayılır?

Merdivenin altından geçmek neden uğursuzluk sayılır? Duvara dayanmış bir merdiven görürseniz altından geçmeyin, etrafından dolanın. Çünkü o merdivenin tepesinde ya bir tamirci, ya bir boyacı ya da camları silen biri olabilir. Yani başınıza bir çekiç, su kovası, boya kutusu, hatta bir adamın düşme olasılığı yüksektir. Merdiven altından geçmenin uğursuzluk getireceği inancı gerçekten batıl inançlar içinde en azından bir işe yarayan tek inançtır. Ancak inancın kökeninde pratikteki faydası ile ilgili olmayan farklı şeyler yatmaktadır.


Duvara dayanan bir merdiven, duvar ile arasında bir üçgen oluşturur. Bu, birçok kültürde tanrıların kutsal üçgeni olarak bilinir. Örneğin piramitlerin kenarlarının üçgen olması da bu inanca dayanır. Bir üçgenin içinden geçmek de, bir kutsal yere meydan okumak anlamına gelebilir.
Eski Mısırlılar için zaten merdivenin kendisi iyi şansın sembolü idi. Merdiven olmasaydı, Güneş Tanrısı Osiris'i karanlıkların ruhundaki hapis hayatından kurtarmak mümkün olamayacaktı. Ayrıca merdiven tanrıların katına tırmanmak için de şekil-sel bir semboldü. Günümüzde açılan bu antik mezarlarda ölünün cennete tırmanması için yanına konulmuş bulunan merdivenlere rastlanmaktadır.


Asırlar sonra birçok batıl inançta olduğu gibi Hıristiyanlık bu inancı da Hz. İsa'nın ölüm şekline adapte etti. Çarmıha dayalı merdiven kötülüğün, hıyanetin ve ölümün sembolü oldu. İnsanlar, merdivenin altından geçmekle bütün bu kötü geleceklerle karşılaşabileceklerine inandırıldılar.
17. yüzyılda İngiltere ve Fransa'da suçlular darağacına götürülmeden önce bir merdivenin altından geçiriliyorlardı. Tabii yanında olanlar merdivenin etrafından dolanıyordu.


Değişik kültürler bu Uğursuzlara karşı bazı panzehirler geliştirdiler. Mesela bir merdivenin altından yanlışlıkla veya zorda kalarak geçen kişiler için Romalıların panzehiri yumruktu. O kişiler orta yani en uzun parmaklarını gerip diğer parmaklarını yumruk gibi yaparlar ve geçtikten sonra merdivene doğru sallarlardı. Bizde, Türkiye'de böyle bir adet yoktur ama Amerikan filmlerinde karşısındakine bu hareketi yaparak küfür veya hakaret edildiği sıkça görülür. Bunun kökeni de işte bu Roma panzehiridir.

|^^^^^^^^^^^^^^^^^\ ||\
|__ Emeğe Saygı..._| | |'""|""\___
|_____________ l | | __| __| ___|)
(@!)!(@)"""""**|(@) (@)****|(@)
Etiket :lüzumsuz bilgiler
Casper_m
07 Mayıs 2008
12:34
Yorumlar :0
 
 
 
 

Karikatürler

|^^^^^^^^^^^^^^^^^\ ||\
|__ Emeğe Saygı..._| | |'""|""\___
|_____________ l | | __| __| ___|)
(@!)!(@)"""""**|(@) (@)****|(@)
Etiket :mizah
Casper_m
06 Mayıs 2008
19:19
Yorumlar :1
 
 
 
 

Facebook Tamamen Türkçe Eklentisiz

Facebook'u bugüne kadar Firefox üzerinde çalışan eklentiler kullanarak, Türkçe olarak görüntüleyebiliyorduk. Bunlar da genelde yetersiz çeviriler ve eklentiyi yapanların reklamları yüzünden çok sağlıklı değildi. Şimdi, Facebook'u internet tarayıcısı ayırt etmeksizin tüm tarayıcılarda ve tamamen sağlıklı bir çeviriyle Türkçe kullanabileceğimiz bir yönteme adım atıyoruz. Yapacağımız işlemler çok basit! Önce yapmamız gereken şu adrese girmek:


www.facebook.com/translations Şimdi, sırasıyla aşağıdaki işlemleri yapalım. “Add Aplication”a tıklayarak uygulamamızı yükleyelim. Ardınan “Add Translations”a tıklayarak çeviri seçeneklerine adım atalım. Son olarak sağ taratftan diller arasından Türkçe'yi seçelim. Hepsi bu kadar. Facebook artık tamamen ve hiç bir eklenti kullanmadan Türkçe!

|^^^^^^^^^^^^^^^^^\ ||\
|__ Emeğe Saygı..._| | |'""|""\___
|_____________ l | | __| __| ___|)
(@!)!(@)"""""**|(@) (@)****|(@)
Etiket :program
Casper_m
06 Mayıs 2008
18:14
Yorumlar :0
 
 
 
 

Geleceğini Biliyordum

AH ŞU ÇILGIN TÜRKLER KİTABINDAN ALINTI .... 

Savaşın en kanlı günlerinden biriydi. Asker en iyi arkadaşının az ileride,
kanlar içinde yere düştüğünü gördü.
İnsanın başını bir saniye siperden çıkaramayacağı gibi bir ateş altındaydılar.
Asker teğmenine koştu hemen:
- Komutanım, bir koşu arkadaşımı alıp geleyim mi?
   'Delirdin mi?' der gibi baktı teğmen...
- Gitmeye değmez oğlum, arkadaşın delik deşik olmuş.    Büyük olasılıkla ölmüştür bile. Kendi hayatını da tehlikeye atma sakın!
Ama asker o kadar ısrar etti ki, teğmen izin vermek zorunda kaldı.
- Peki, dene bakalım!
Asker yoğun ateş altında fırladı siperden ve mucize eseri, arkadaşının yanına kadar gitti,
yaralı arkadaşını sırtlandığı gibi taşıdı. Birlikte siperin içine yuvarlandılar.
Teğmen koşup yaralıya bir göz attı ve nefes nefese bir kenara yıkılmış askere döndü:
- Sana hayatını tehlikeye atmaya değmez, dememiş miydim! Bu zaten ölmüş...
- Değdi Komutanım, değdi! dedi asker.
- Nasıl değdi, arkadaşın zaten ölmüş, görmüyor musun?
- Gene de değdi komutanım, çünkü yanına vardığımda henüz yaşıyordu...
  Ve onun son sözlerini duymak, dünyalara bedeldi benim için...
  Ve hıçkırarak, arkadaşının son sözlerini tekrarladı:
  'Geleceğini biliyordum!'

GELECEĞİNİ BİLİYORDUM!
Kalbimizde 'Arkadaşlık' denilen bir mucize var.Nasıl olduğunu, nasıl başladığını bilemezsiniz. Ama bunun özel bir armağan olduğunu, Allah'ın bir lütfü olduğunu bilirsiniz.
Gerçekten de arkadaşlar nadide mücevherlerdir.

Yüzünüzü güldürüp, başarmanız için cesaret verirler.
Sizi dinlerler ve kalplerini açmaya hazırdırlar.
Bugün arkadaşlarınıza, onlarla ne kadar ilgilendiğinizi gösterin.

Bu yazıyı arkadaş olarak gördüğünüz herkese gönderin.

|^^^^^^^^^^^^^^^^^\ ||\
|__ Emeğe Saygı..._| | |'""|""\___
|_____________ l | | __| __| ___|)
(@!)!(@)"""""**|(@) (@)****|(@)
Etiket :sohbet
Casper_m
05 Mayıs 2008
22:09
Yorumlar :0
 
 
 
 

Tarihte Soykırımlar

TARİHTE SOYKIRIMLAR
Batı ülkelerinin kendi tarihleri gözlerini yumup görmezden geldikleri soykırım vahşetiyle dolu

Ankara Ticaret Odası (ATO)’nın “Soykırımlar Tarihi : İkiyüzlü Kriterler Raporu” adını taşıyan son raporu insanlık suçlarını konu aldı. Elliyi aşkın soykırım örneklerine yer verilen raporda, Amerikalıların Felluce’de uyguladığı operasyonun, soykırımlar tarihinin son soykırımı olarak tarihe geçtiğine işaret edildi.

Felluce’de açıkça işlenen soykırımın, iletişimin bütün olanakları kullanılarak karartılmaya çalışıldığını, ancak ortaya konulan gerekçe ne olursa olsun, Felluce’de yaşanan dramın soykırımdan başka bir tanımının olamayacağı kaydedildi.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 1948 yılında onaylanıp, 1951 yılında yürürlüğe giren “Soykırımın Önlenmesine ve Cezalandırılmasına ilişkin Sözleşme”ye de atıf yapılan raporda soykırımın “İnsanların dinsel, ırki ve etnik farklılıklarından dolayı sistemli olarak yokedilmesi” olarak tanımlandığı hatırlatıldı.

POST MODERN SOYKIRIM

Felluce’de 1500 sivilin sokaklarda öldürülüp çürümeye terkedildiği, cesetlerin köpekler tarafından yenilmeye başlandığı ve 250 bin kişinin bölgeden sürüldüğü belirtilen raporda “Felluce katliamı Post Modern Soykırımdır” denildi.

Soykırım tanımının açık olmasına rağmen, Avrupa Birliği ülkelerinin soykırım değerlendirmesini insan haklarına göre değil, çıkar endeksli yaptığına dikkat çekilen raporda bir çok AB ülkesinin soykırım sicili bozuk olmasına rağmen, hiç üzerlerine alınmadıkları, siyasal ve ekonomik anlamda güçlü ülkelerin soykırımlarının görmezden gelindiğini, birbirlerini karşılıklı olarak akladıkları belitildi.

Fransızlar’ın Cezayir’de 1830 yılı ile 1962 yılları arasında 1 milyon Cezayirliyi öldürdükleri, Cezayirlilere sistematik bir biçimde soykırım uyguladıkları belirtilen raporda, bu ülkenin sürekli olarak sözde Ermeni Soykırımını tanıması için Türkiye’ye baskı yaptığını hatırlatıldı.

Fransız, İngiliz ve Almanlar başta olmak üzere bütün AB ülkelerinin Felluce soykırımı karşısında kayıtsız kaldıkları ifade edilen raporda, Birleşmiş Milletler de kendi soykırım tanımına giren insanlık suçlarına karşı ses çıkarmamakla suçlandı.

Raporda, soykırım suçlarına ilişkin şu örneklere yer verildi:

İSPANYOL VE AMERİKALILARIN YERLİ KIZILDERİLİLERE UYGULADIĞI SOYKIRIM:

1492 yılında Kristof Kolomb’un ayak bastığında nüfusu 8 milyon olan Arawaks yerlilerinin sayısı 22 yıl içerisinde 28 bine indi.

NORVEÇLİLERİN TATERLERE (GÖÇER) UYGULADIĞI SOYKIRIM:

Norveçliler 1920-30’larda çıkardıkları yasalarla Nordik ırk’ın ariliğini korumak için etnik grup Tater (Göçerler) kızlarını zorla kısırlaştırdılar. Norveç toplumu ne kadar Tater’i kısırlaştırsa o kadar kendi ırkını koruduğuna inanıyordu. Kısırlaştırma yoluyla ehlileştirilemeyen Taterler üzerinde insülin ve elektroşok yöntemleri uygulanmaya başlandı.

İNGİLİZLERİN AVUSTRALYALI YERLİLERE UYGULADIĞI SOYKIRIM

İngiltere Krallığı 1788-1938 tarihleri arasında sömürge amacıyla gittikleri Avustralya’da yerleşik yerli halk Aborjinleri sistematik olarak yok ettiler. İngilizler aralarına salgın hastalık yaydığı bununla da yetinmeyip yemeklerine zehir katarak yoketmeye çalıştığı 750 bin siyah derili aborjinden geriye sadece 31 bin kişi sağ kalabildi.

ALMANLARIN BATI AFRİKA’DA NAMİBYALILARA UYGULADIĞI SOYKIRIM

Almanlar 1891 yılında hammadde ve işgücü ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla Güney Batı Afrika (Namimba)’ya sömürge kurmak amacıyla çıktılar. Bölgedeki çok zengin altın ve zümrüt madenlerini ele geçirmenin yolunun yerel Herero ve Nama halklarını yok etmek olduğuna karar veren Almanlar harekete geçti.Bu emir üzerine adanın yerlileri Herero ve Namalar üzerine taaruz eden Alman askerleri yaşlı, kadın, çocuk dinlemeden herkesi katlettiler. Katliamdan kurtulanlar işkenceyle öldürüldü. Yaklaşık 132 bin yerliden geriye 15 bini sağ kalabildi.

ALMANLARIN YAHUDİ VE ÇİNGENELERE UYGULADIĞI SOYKIRIM

Almanlar 1933-45 yılları arasında Büyük Alman İmparatorluğu’nu kurmak ve mükemmel Alman ırkını yaratmak hedefiyle diğer milletlerden veya etnik gruplardan 21 milyon insanı topluca kurşuna dizerek, toplama kamplarında fırınlarda yakarak, gaz odalarında zehirleyerek soykırıma uğrattılar. Alman yönetimi öncelikle kendilerinden olmadığına inandığı bütün ırkları tespit edip harflerle sınıflandırdı. Bu kampanya uyarınca Çingenelerin yüzde 94’ü kısırlaştırıldı. İkinci hedef grup olarak Yahudiler seçildi. Gerek Almanya gerekse de Almanların işgal ettiği diğer ülkelerde yaşayan milyonlarca Yahudi sistematik bir biçimde vurularak, asılarak, yakılarak ve zehirlenerek öldürüldü.

AMERİKALI VE İNGİLİZLERİN ALMANLARA UYGULADIĞI SOYKIRIM

Amerikalılar ve İngilizler Almanların savaşı kaybetmelerinin ardından, Dresden kentine sığınan Alman göçmenlerin üzerine 3 gün süreyle havadan bomba yağdırdılar. Savunmasız insanların sığındığı Dresden kentine intikam amacıyla uygulanan bombardıman sırasında 3 bin 900 ton tahrip gücü yüksek bomba ve 200 bin napalm bombası atıldı. Bu yoketme harekatında çoğunluğu çocuk ve kadınların oluşturduğu 200 bin kişi öldü. Japonya’nın Hiroşima ve Nagazaki kentlerine atılan atom bombaları sonucu 135 bin kişinin öldüğü gerçeği Dresden’e uygulanan soykırımın büyüklüğünü gözler önüne serdi.

DANİMARKALILARIN ALMAN MÜLTECİLERE UYGULADIĞI SOYKIRIM

İkinci Dünya Savaşı’nın bitiminde Sovyet Ordusu’nun Alman topraklarına doğru ilerlemesinden kaçan 250 bin Alman mülteci Danimarka’ya sığındı. Üçte birini 15 yaşından küçük çocukların oluşturduğu Almanlar tel örgülerle çevrili toplama kamplarına alındılar. Binlerce çocuk ve yetişkin tifüs, bağırsak iltihabı, ishal sonucu yaşamlarını kaybettiler.

RUMLARIN KIBRIS’TA TÜRKLERE UYGULADIĞI SOYKIRIM

İngilizler 1912-1974 döneminde Kıbrıs adası üzerindeki egemenliklerini sağlamak amacıyla Rumlar’ın ENOSİS’i gerçekleştirmelerine göz yumup Türklere karşı saldırı başlattırdılar. 1912’de adada yaşayan Rumlar Kıbrıs’ın 35 ayrı noktasında Türklere ait iş yerleri, camii ve evleri yakıp yıkmaya insanları katletmeye başladılar. 1952 yılında EOKA adlı terör örgütü kuruldu. EOKA sistematik bir biçimde başlattığı saldırılarda 100 Türk’ü, 100 İngiliz vatandaşını öldürerek 30 Türk köyünü yaktı. 1963 yılında EOKA’cılar yeni bir etnik temizleme planını devreye soktular, bu saldırılarda 500 Türk öldürüldü, 130 Türk köyü yakıldı, 25 bin Türk evlerini terketmek zorunda kaldı.

YUNANLILARIN BATI TRAKYA’DA TÜRKLERE KARŞI ASİMİLASYON YOLUYLA UYGULADIĞI ETNİK VE KÜLTÜREL SOYKIRIM

1923 yılında Lozan’da imzalanan Türk ve Yunan azınlıkların karşılıklı mübadelesine ilişkin anlaşmanın ardından Yunan hükümeti Batı Trakya bölgesinde yaşayan Türkler üzerinde sistemli olarak etnik ve kültürel soykırım başlattı. Bölgenin büyük bir bölümünü askeri bölge haline getirip sıkıyönetim ilan edildi. Köyler arasında geliş gidişler izne bağlandı, Türk azınlığın pasaportlarına el konuldu. Türklerin hukuki, siyasi, kültürel ve dini haklarının kısıtlanması ibadetlerine izin verilmemesi gibi yoğun baskılar sonucu 400 bin Türk bölgeyi terk etmek zorunda kaldı.

BULGARLARIN TÜRKLERE KARŞI UYGULADIKLARI ETNİK VE KÜLTÜREL SOYKIRIM

1970-89 yılları arasında Bulgar hükümeti Bulgarlaştırma adı altında ülkede yaşayan 1,5 milyon Türk, Pomak ve Çingenelere karşı bir asimilasyon kampanyası başlattı. Ülkede yaşayan 310 bin Türk’ün isimleri polis zoruyla Bulgar ve Hıristiyan isimleriyle değiştirildi. Türkçe eğitim veren okullar, üniversitedeki Türk filolojisi bölümleri, Türkçe gazeteler ve camiler devlet emriyle kapatıldı. Çocukların sünnet ettirilmesi yasaklandı. Çocuklar bu yasağa rağmen sünnet ettirilip ettirilmediğini kontrol edilmek için zorla sağlık merkezlerine gönderildi. Mezar taşlarının üzerindeki Türkçe isimler yüzünden mezarlar yıkıldı, talan edildi. Türklerin Türk motifli giysiler giymeleri yasaklandı. Bu baskılara dayanamayıp protesto gösterileri yapan Türklerin üzerine askeri birliklerce ateş açıldı. 1.000 Türk Belene’deki toplama kampına gönderildi. Baskıların giderek artması sonucu 360 bin Türk zorunlu olarak Türkiye’ye göç etmek zorunda kaldı.

|^^^^^^^^^^^^^^^^^\ ||\
|__ Emeğe Saygı..._| | |'""|""\___
|_____________ l | | __| __| ___|)
(@!)!(@)"""""**|(@) (@)****|(@)
Etiket :serbest
Casper_m
05 Mayıs 2008
01:15
Yorumlar :0
 
 
 
 

Aşk Hikayesi - Asırlar Kadar Uzaksın

Asırlar Kadar Uzaksın...

Neşelerim gideli çok oldu, elimde hüzün tanecikleri. Sevgiler yerine kalbime kül doldu, ardımda geçmişin parmak izleri. Gitmelerden kalan, bitmez tükenmez bir hasret, günlerimin doğuşunda güneşte balçık var. Sensizliğin doğurduğu acılarım, karıştı yağmurlara ve her damlada balyoz oldu vurdu kalbime. . .

Yazılarım öksüz artık, anlamları yok. Sen gittin ya, artık benim yaşamama gerek yok. Işığını kaybeden bir insan, nasıl karanlıkta yolunu bulamazsa, sırtına bindirilen yükü, bir hamlede üstünden atamazsa, gittiği yoldan dönemezken, yalnızlığın acı türküsünü mırıldanıyorsa, işte hayat bitmiştir o zaman benim için. İşte o zaman bir daha filizlenmez baharım, işte o zaman gidenlerin ardından ağlarım, işte o zaman yas tutup geceleri gündüzlere katarım… Giden gittiğinde, nereye olduğunun önemi kalmaz artık. Gitmiştir, arkasından ağlamaktan ve gözyaşlarını ona adamaktan başka bir şey gelmez elinden, yok olursun. Sevda bu mudur diye sorarsın kendine sonra, bu mudur? O giderken, sen hareket bile edemeden, gidişini seyretmek midir sevda? Ardından karalar bağlayıp, onu başkalarının kollarında gördüğünde kahrolmak mıdır sevda?

Sevilmekle başlar insan hayata da, peki neden sevmekle son verir ki? Gözlerinde güneşi gördüğü kişiyi, neden her keresinde, yeniden kaybeder ki? Göremediği duvarların ardını bilemezken insan, ne var ne yok orada acaba, belki kocaman bir yılan, belki asırlar boyu hiç bozulmayacak kadar saf olan bir sevgi, bu ucu bucağı belli olmayan muammanın tam ortasına, neden yerleşmiştir ki? . .

Sevinçlerini yaşayıp, mutlu olabilmek için çırpınırken, neden her defasında bir çapanoğlu çıkıp da huzurunu kaçırır ki? . .

Uzaksın bana artık sevgilim, burnumun dibindesin, ama asırlar kadar uzaksın. . .

Gözlerin eskisi gibi bakmıyor artık gözlerime, beni ne kadar sevdiğini söylemiyorsun. Öyle üzgünüm ki, biz böyle mi olacaktık, böyle mi kopacak, böyle mi ayrılacaktık? Anlatamadıklarım var, söyleyemediklerim, dilimin ucundayken vazgeçtiklerim var, gidemememe sebepler var, anılar, geçirilen iyi ya da kötü günler var. Nedir beni sana böyle bağlayan, nedir vazgeçmemem için hiç durmadan savaşan? Yoksun, uzaksın sevgilim, burnumun dibindesin, ama asırlar kadar uzaksın. . .

|^^^^^^^^^^^^^^^^^\ ||\
|__ Emeğe Saygı..._| | |'""|""\___
|_____________ l | | __| __| ___|)
(@!)!(@)"""""**|(@) (@)****|(@)
Etiket :aşk hikayesi
Casper_m
03 Mayıs 2008
18:58
Yorumlar :0
 
 
 
 

Gizem ve Kıssadan Hisse - Hayat Aceleye Gelmez

Yıllar önce, çok uzaklarda bir adam varmış.

Bu adam çalışmak amacıyla çok uzaklara gitmiş ve yıllarca çalışmış. Sonunda memleketine dönme zamanı gelmiş. Bu çalışma sürecinde toplam 3000 akçe biriktirmiş ve evinin yolunu tutmuş.

Evine doğru giderken yolu büyük bir şehirden geçmiş.Yolda yürürken köşe başında birisi "Bir nasihat bin akçe, bir nasihat bin akçe" diye bağırıyormuş. Adam düşünmüş: “Nasıl olur, bir nasihati bin akçeye satarlar, ben yıllarca çalıştım ve sadece 3000 akçe biriktirdim”. Bu işe

pek aklı ermemiş ama merak işte. Duramamış ve adama bin akçe vererek o nasihati satın almış.

Nasihat şöyleymiş: "KADERDE NE VARSA O ÇIKAR”. Ve yoluna devam etmiş...

İlerde yine köşe başında başka bir adam bağırıyormuş "bir nasihat bin akçe" diye. Adam yine dayanamamış bin akçe de o adama vermiş ve ikinci nasihatı da satın almış.

İkinci nasihat da şöyleymiş: “GÖNÜL KİMİ SEVERSE GÜZEL ODUR"

Son kalan bin akçesi ile yoluna devam etmiş. Tam şehrin çıkışında yine köşe başında bir adam bir nasihati bin akçeye satıyormuş. Adam bir parasına bakmış, bir de nasihatı satan şahsa, dayanamamış ve kalan son akçesiyle de o nasihatı satın almış.

Son nasihat ise şöyleymiş: "HİÇ BİR İŞ ACELEYE GELMEZ".

Parasız yoluna devam etmiş.

Şehrin çıkışında büyük bir topluluk ile karşılaşmış.

Topluluk telaş içindeymiş.

Yaklaşmış ve oradakilerden birine neler olduğunu sormuş. Oradan birisi açıklamış, demiş ki:

Burada şehrin tüm su ihtiyacını karşılayan bir kuyu var, ama kuyunun içinde de canavar var. Canavar suyu tutmuş, göndermiyor. Aşağıya kim indiyse bir türlü çıkamadı. Şimdi herkes korkuyor aşağı inmeye".

Adam düşünmüş ve ilk satın aldığı nasihat aklına gelmiş. "Kaderde ne varsa o çıkar". Aşağı inmeye karar vermiş.

İnince canavar hemen yakalamış ve yerine götürmüş.

Demiş ki: "Buraya gelenlerin hepsine bir soru sordum ve bilemediler. Eğer sen bilirsen seni serbest bırakırım. "Bir dizine sarışın ve dünya güzeli bir kadın, diğer dizine de kurbağa koymuş ve "söyle bakalım hangisi güzel?" demiş.

Adam düşünürken aklına ikinci aldığı nasihat gelmiş ve "gönül kimi severse güzel odur" demiş.

Bu cevap canavarın çok hoşuna gitmiş. Zira canavar, kurbağanın gözlerine aşıkmış.

Adamı salmış ve suyu bırakmış.

Almışlar krala götürmüşler ve ağırlığınca altın vermişler.

Adam yoluna devam etmiş ve nihayet evine varmış.

Evinin camından içeri bakmış. Bir de ne görsün; karısı genç biri ile diz dize oturuyor.

Hemen kılıcını çekmiş ve tam içeri girerken üçüncü nasihat aklına gelmiş : "Hiç bir iş aceleye gelmez".

Kılıcını kınına koymuş ve içeri girmiş. Hoş beşten sonra karısına o genci sormuş. Kadın da: "Bey, sen gittiğinde ben hamileydim ve bir oğlumuz oldu. Bu genç senin oğlun" demiş.

Hayat Aceleye Gelmez…

Mesnevi'den
|^^^^^^^^^^^^^^^^^\ ||\
|__ Emeğe Saygı..._| | |'""|""\___
|_____________ l | | __| __| ___|)
(@!)!(@)"""""**|(@) (@)****|(@)
Etiket :gizem ve kıssadan hisse
Casper_m
03 Mayıs 2008
18:50
Yorumlar :0
 
 
 

Zirve100 Toplist
Beni Facebook'la!